Sosyal Anksiyete Bozukluğu (Sosyal Fobi) Nedir?
Sosyal anksiyete bozukluğu, bireyin sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleneceği, eleştirileceği, küçük düşürüleceği veya rezil olacağı yönünde mantık dışı ve aşırı bir korku yaşamasıdır. Bu durum, sıradan bir utangaçlık, çekingenlik veya içedönüklük (içe dönük kişilik) haliyle kesinlikle karıştırılmamalıdır. Sosyal fobisi olan kişi için yeni insanlarla tanışmak, kalabalık önünde konuşmak, otorite figürleriyle iletişime geçmek veya sadece bir kafede oturup yemek yemek bile zihinsel olarak büyük bir tehdit algısı yaratır. Birey, çevresindekilerin onun her hareketini pür dikkat izlediğine ve en ufak bir hatasında onu acımasızca yargılayacağına dair sarsılmaz ve yıpratıcı bir inanç taşır.
Sosyal Fobinin Fiziksel ve Davranışsal Belirtileri
Korkulan sosyal ortama girmeden günler veya haftalar önce başlayan “beklenti anksiyetesi”, bedende şiddetli reaksiyonlara yol açar. Sosyal bir etkileşim anında yüz kızarması, aşırı terleme, ses ve ellerin titremesi, şiddetli kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide bulantısı ve zihnin aniden tamamen boşalması en sık görülen fiziksel (somatik) belirtilerdir. Kişi bu bedensel tepkilerin başkaları tarafından fark edileceğinden ve alay konusu olacağından öylesine korkar ki, kaygısı katlanarak artar. Toplum içinde fikir belirtmekten, telefonla konuşmaktan, göz teması kurmaktan veya hayır demekten kaçınmak, bu rahatsızlığın en temel savunma mekanizmalarıdır.
Yargılanma Korkusu Yaşamı Nasıl Kısıtlar?
Tedavi edilmeyen sosyal anksiyete, bireyin gerçek potansiyelini ve yeteneklerini sergilemesinin önündeki en büyük bariyerdir. Kişi, sırf dikkatleri üzerine çekmemek veya eleştirilmemek için okulda bildiği sorulara cevap vermez, iş yerinde hakkı olan terfiyi isteyemez veya sunum yapmaktan kaçınarak kariyerini sabote eder. Sosyal etkinliklerden sürekli bahaneler bularak kaçınmak, zamanla bireyi derin bir yalnızlığa, izolasyona ve aidiyet kaybına sürükler. Ayrıca, girilen sosyal ortamlardan sonra “Keşke onu söylemeseydim”, “Kesin bana güldüler” şeklinde söylenen her sözün saatlerce zihinde tekrar tekrar analiz edilmesi (ruminasyon), bireyi zihinsel olarak tamamen tüketir.
Psikoterapi ile Özgüveni Yeniden İnşa Etmek
Sosyal anksiyete, kişinin kendi kendine telkinlerle veya çevresinin “biraz daha girişken ol” tavsiyeleriyle aşabileceği bir durum değildir; kökleri genellikle çocukluk çağına dayanan derin bir yetersizlik inancıdır. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu rahatsızlığın tedavisinde kanıta dayalı ve en yüksek başarıya sahip yöntemdir. Uzman bir klinik psikolog eşliğinde yürütülen süreçte, bireyin zihnindeki “herkes beni yargılıyor” veya “mükemmel olmalıyım” şeklindeki felaketleştirici düşünce kalıpları esnetilir. Kademeli maruz bırakma (exposure) teknikleriyle kişi, korktuğu sosyal senaryolarla aşama aşama yüzleşmeyi öğrenir. Terapi sayesinde birey, başkalarının onayına olan bağımlılığını kırarak kendi değeriyle şefkatle barışır ve hayatı saklanmadan, özgürce yaşamaya başlar.