Hastalık Kaygısı Bozukluğu (Hipokondriyazis): Bedenin Yanlış Alarmlarını Yönetmek

Hastalık Kaygısı Bozukluğu Nedir?

Hastalık Kaygısı Bozukluğu, geçmişte bilinen adıyla hipokondriyazis (hastalık hastalığı), bireyin ciddi, ölümcül veya tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığına ya da yakalanmak üzere olduğuna dair aşırı, sürekli ve kontrol edilemeyen bir korku duyması durumudur. Bu rahatsızlığa sahip kişilerde genellikle hiçbir tıbbi belirti yoktur veya var olan belirtiler (hafif bir baş ağrısı, kas seğirmesi, gaz sancısı) son derece sıradan ve tehlikesizdir. Ancak birey, zihnindeki yoğun kaygı nedeniyle bu masum bedensel duyumları, kanser, kalp krizi veya felç gibi ölümcül hastalıkların kesin birer kanıtı olarak yorumlar. Zihin, bedeni sürekli bir tehdit altındaymış gibi algılayarak alarm durumuna geçer.

Bedensel Duyumları Yanlış Yorumlama ve “Siberkondri”

Hastalık kaygısı yaşayan bireylerin dikkati neredeyse tamamen kendi bedenlerine odaklanmıştır. Vücutlarında meydana gelen en ufak bir değişimi, bir lekeyi, nabız hızını veya hafif bir ağrıyı mikroskop altına alarak sürekli kontrol ederler. Günümüzde bu duruma en çok eşlik eden davranışlardan biri “siberkondri”dir; yani internette saatlerce hastalık belirtisi aramak. Kişi, basit bir öksürük veya sırt ağrısı için arama motorlarına girdiğinde, karşılaştığı en kötü felaket senaryolarını (örneğin akciğer kanseri) doğrudan kendi durumuyla eşleştirir. Yapılan yüzlerce tahlil, çekilen MR’lar ve doktorların “tamamen sağlıklısın” güvenceleri kişiyi sadece birkaç saat veya gün rahatlatır; sonrasında şüphe zihne tekrar sızar ve kısır döngü yeniden başlar.

Sağlık Kaygısı Günlük Hayatı Nasıl Felç Eder?

Bu sürekli tetikte olma ve hastalık arama hali, bireyin yaşam enerjisini adeta sömürür. Kişi zamanının ve maddi kaynaklarının çok büyük bir kısmını hastanelerde, doktor doktor gezerek (doktor alışverişi) veya gereksiz tıbbi testler yaptırarak harcar. Bazı vakalarda ise durum tam tersidir; kişi kötü bir haber almaktan öylesine dehşete düşer ki, gerçek bir sağlık sorunu olsa bile hastaneye gitmekten ve doktorlardan tamamen kaçınır. Sürekli hastalık konuşmak, çevresinden onay ve güvence dilenmek, zamanla kişinin ailesini ve arkadaşlarını da yorar, sosyal ilişkilerinde ciddi çatışmalara yol açar. İş hayatına veya sosyal aktivitelere odaklanmak neredeyse imkansız hale gelir, çünkü zihin her an ölümle veya sakat kalmakla meşguldür.

Psikoterapi ile Bedenle Yeniden Güvenli Bağ Kurmak

Hastalık kaygısı bozukluğu, çevrenin “bir şeyin yok, evham yapıyorsun” telkinleriyle geçiştirilebilecek basit bir kuruntu değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir anksiyete türüdür. Bu rahatsızlığın tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) en etkili yöntemdir. Uzman bir klinik psikolog eşliğinde yürütülen süreçte, bireye bedenin tamamen sessiz bir makine olmadığı, zaman zaman sesler çıkarabileceği ve ağrılar üretebileceği (psikoeğitim) öğretilir. Terapideki temel hedef, bireyin internette hastalık araştırması yapma, sürekli nabız ölçme veya doktora gitme gibi güvence arama davranışlarını (kompulsiyonları) aşamalı olarak durdurmasıdır. Kişi, belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenerek zihninin yarattığı o felaket senaryolarından özgürleşir ve bedeniyle yeniden barışır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir